1 Mayıs Sonrası
Mayıs 3, 2008
Taksim’de yaşananların resimlerine bakalım öncelikle şöyle bir:
Milliyet Galerisi Hürriyet Galerisi
Şimdi efendiler, yazarlar, okuyucular, saygı değer insanlar.
İnsalık mıdır bu yapılanlar?
Biz bizim ülkemizde bizim Taksimimizde 1 Mayısımızı kutlamak istedik.
Bizim için bir anlamı var bugünün, Taksimin.
Siz kimsiniz?
Bizim başa getir(me)diklerimiz!
Hangi akla hizmet, hangi hakla tüm bunların yapılmasına izin veriyorsunuz?
Kimsiniz siz? Kaç yaşındasınız? Nereden geldiniz? Neden gitmiyorsunuz?
Ha unutmadan bir de, IQ’nüz kaç sizin birader?
Oyhhh!
Nisan 21, 2008
Güneşli bir Ankara gününden karanlık bildiriyor. Biraz peyk, biraz radiohead. Creep‘in klibini merak ettim. Thom Yorke değişik bir insanmış, bunu gördüm. Klip de eski haliyle. Radiohead hatırlayacağınız üzere yakın zamanlarda albümünü internetten satışa sunmuştu. Ancak internetten satış olayını biraz değiştirdiler bu adamlar. Dinleyiciler istedikleri fiyatı verdiler albüme. İster 50 dolar, ister 5 dolar. Bu tamamıyla kullanıcının tercihine kalmıştı. Yapılmamışı yaptılar ve yine sattılar. Şimdilik bu kadar cümlesiyle bitirmeye çalıştığıma göre henüz alışamadım tekrar blog yazmaya…
Tekrar Merhaba
Nisan 19, 2008
Geçen sene ausozluk‘un açılması ve wordpress servisinin yasaklanmasıyla buraya yazmayı bırakmıştım. Ancak sözlükle olan yoğun işlerimin bitmesi ve wordpress’in tekrar dönüşüyle tekrar yazsam mı diye düşünmekteyim.
Eski yazılarımı okuduğumda genelde liseyi bitirmiş, ergenlikten çıkan ve uyum aşamasında olan bir karakter görüyorum. Şimdiyse daha da farklı biriyim. Muhtemelen önümüzdeki yıl da bu sene için aynı cümleleri sarf ediyor olacağım. Her neyse. Eğer yazmaya devam edersem muhtemelen teknoloji, kodlama, vs hakkında yazacağım. Şimdilik iyi sörfler herkese…
Bitti!
Mart 29, 2007
Evet ya bitti işte, değil şöyle bir bakınıyım demek, aklıma bile gelmiyor buraya bakmak. Peki neden? Biraz sıkılmıştım başlarda. Sonraları hayatın akışına daldım interneti unuttum. Şimdi de üniversite için sözlük açtık. Ona takıldım, başka hiç bir şeyle uğraşamıyorum. Neyse efendim, www.ausozluk.com adresi üzerinden yayındayız ve Ankara Üniversitesi öğrencileri dışındaki yazarlara da kapımız açık. Buyrun uğrayın bir ara, entry ikram edelim. Haa blog mu? Umarım yazmaya devam edebilirim.
Aşk ve Sigara
Mart 7, 2007
Braun Silkepil Cemaati
Mart 7, 2007
braun silkepil cemaati 4 adet sex and the city modunda hanimefendiden olusup, cafede barda dans kursunda tuylerinden muzdarip sosyete hatunlarina ”var ya kullanman lazim muthis bisi, hic aci vermiyor” gibisinden pazarlama harikasi sozler soylerler. bunun uzerine cani pek kiymetli olan sosyete kizlarimiz sanki hayatlarinin en buyuk kararini veriyormuscasina ”yaa bilmiyorum eskisinden vazgecebilir miyim” gibisinden absurd hatta dangalak kelimesinin birebir karsiligini vermek suretiyle cevap verirler. sonra sahne degisir kamera braun silkepil kullanmaya baslamis sosyete kizimizin bacaklarina doner. evet ne kadar puruzsuzdur, braun silkepil kullandigi icin mutlu mesuttur. derken misyonunu bir kez daha basariyla ifa etmis cemaatin dort atlisi birbirlerine ”heueheuehehue, kakir kukur zauhahuah çak heyyy” gibisinden replikler savururlar ve bu deha reklamda biter. ”ah ne kadar uzulduk keske daha uzun olsaydi” duygulari icimizde buram buram dalgalanir ama yapacak bir sey yoktur, hemen reklam olan diger kanallara gecilir ve reklamin yeniden cikmasi beklenir.
Mezuniyet Gecesi Platonik Aşkla Dans Etmek
Mart 7, 2007
insanin o yasina kadar kurmus oldugu hayallerden en buyugunun en beklemedigi zamanda gercek olusudur. aklinizdan gecer ”acaba dansa kaldirsam mi?” diye. ancak sonra ”hayir” dersiniz, ”unuttun nasil olsa.” daha sonra arkadassiniz ya bir de bakmissiniz ki tum sevimliligi ve iyi niyetiyle, o muhtesem gulusuyle ”dans edelim mi?” sorusuyla karsiniza cikmis. hayir diyemezsiniz. kalkarsiniz, ellerinizi beline koyarsiniz ve o da ellerini boynunuza gecirir. oylece ona bakarsiniz, o da size bakar. bir seyler soylemek istersiniz, kendinize olan guveninizi ona gostermek istersiniz. nitekim soylersiniz. ancak o an tum bunlarin hic bir anlami yoktur. daha sonra farkina varirsiniz. adi konmus arkadassiniz ya, icinizden gecenleri soyleyip soylememekte tereddut edersiniz. gozlerinizi kapatirsiniz. bir daha boyle bir an yasanmayacaktir. nefes alirsiniz ve cumleler butun umutlarinizla agzinizdan dokulup gider. ”yanlis anlama ama su an yaptigimiz bir zamanlar en buyuk hayalimdi.” yuzunuze bakar, gulumser, ”ayyy” seklinde sevgi ve acimayla karisik bir tepki, cok tatli bir gulusle karsilik verir ve size biraz daha sarilir. o an ”gercekten unuttum” dediginiz ask yeniden karsiniza cikiyordur, ”iste geldim, burdayim, senin pesini asla birakmayacagim.” birazdan sarki biter, ayrilmak vakti gelir. ve o buyulu dakikalar biter. gider bir koseye oturur, dusunursunuz. sonra ”hayir belli etmemeliyim” der eglenceye katilmaya calisirsiniz ama nafiledir. tekrar oturursunuz. bir sure sonra yaniniza gelir, ”beraber bir resim cektirelim” der. ”tabii ki” dersiniz. resmi cektirir, ardindan bakip, bir tane de ben istiyorum dersiniz. daha once 2 defa seni seviyoum demis olmaniza ragmen sanki hersey degisiyor, yeni bir umut doguyor gibi gelir size. 3 yil icinde 2 defa seni seviyorum demissinizdir. ardindan bu aski icinde oldurmussunuzdur. ancak kalan 2 sene icinde arkadas olur, umutlanmaniza neden olacak binlerce sey karsiniza cikar. ve sonuncusu da budur. karmakarisik, melankolik yazar olur cikarsiniz bir anda.
Evet, Yazmıyorum
Şubat 23, 2007
Farkındayım evet yazmıyorum bu aralar. Gerçi bu açıklamayı yapmam gerektiğine inandığım bir okuyucu kitlem yok lakin iyi kötü bir kaç saygı değer okuyucumun arada tıkladığını düşünüyorum. Yapmam gereken bir kaç web sitesi var, onları yaptıktan sonra daha sağlam ve güzel yazılarla, kendi yazılarımla yeniden burada olacağım. Şimdilik, hoşcan galınn
Ogün Samast, Yükselen Milliyetçilik ve Mozaik Türkiye
Şubat 8, 2007
Geçtiğimiz pazar ”Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrantız” sloganına karşı yükselen tepkiye en güzel cevaplardan birini verdi Soner Yalçın Hürriyette yeni başladığı köşesinde. İnsanlarımızın ne kadar şekilci olduğunu, olaylara ve insanlara nasıl yüzel baktığımızı bir kez daha ortaya koydu bu tepki aslında. Neyse lafı fazla uzatmayayım da Soner Yalçın ile başbaşa bırakayım sizi:
İki terörist Şıracıyan ve Samast’ın şaşırtan benzerlikleri
Hayatlarında ‘baba figürü’ yoktu. Futbolu seviyor, futbol oynuyorlardı. İşsizdiler. Milliyetçiliği abilerinden öğrendiler. Öldürdükleri onlara göre ‘hain’ idi. Suikast silahları tabancaydı; cinayette önce, biri camiye gidip namaz kıldı; diğeri haç çıkarıp dua etti… Biri Türk diğeri Ermeni iki teröristin benzerlikleri sadece bu kadar değildi…
ADI ister Ogün Samast; ister Arşavir Şıracıyan olsun terörist teröristtir; ve benzerlikleri hep şaşırtıcıdır…
Biri Arşavir Şıracıyan 20. yüzyılın başında (1900) İstanbul’da doğdu; diğeri Ogün Samast yüzyılın sonunda (1990) Trabzon’da…
İkisinde de “baba figürü” yoktu; her ikisi de babalarını küçükken kaybetmişlerdi. Arşavir’in babası ölmüştü, Ogün’ün babası ise evi terk etmişti…
Fazla okuyamadılar. İş bulamadılar; işsizdiler.
İkisi de futbolu seviyordu, futbol oynuyordu; başarısız oldular.
Siyasi “bilinçlerini”, kitap-gazete-dergi okuyarak değil, arkadaşlarıyla yaptıkları toplu sohbetlerde edindiler.
İkisi de milliyetçi birer örgütün mensubuydu:
Evlerinin tavan arasında kurulduğu için birinin örgüt adı “Tavan Taburu”, diğeri mahalle kahvesinde kurulduğu için “Abiler Örgütü”ydü!..
GEREKÇE: HAİNLİK
İlk cinayetlerini genç yaşlarında işlediler; Arşavir 20, Ogün ise 17 yaşındaydı…
Her iki suikast da İstanbul’da gerçekleşti; biri Osmanbey Halaskárgazi Caddesi’nde, diğeri Taksim Tarlabaşı Bulvarı’nda…
Cinayetten önce biri camiye gidip cuma namazı kıldı; diğeri haç çıkarıp dua etti…
Her ikisi de uğura inanıyordu; suikast sırasında birinin uğuru beyaz şapkası, diğerinin ise beyaz yakasız gömleğiydi…
Her iki cinayet sebebi de siyasiydi; gerekçeleri aynıydı; “hain”!..
Ogün Samast, Ermeni Gazetesi Agos’tan çıkan gazeteci Hrant Dink’i vurdu; Arşavir Şıracıyan ise tabancasını aldığı Ermeni Gazetesi Djagadamard’tan çıkıp Hıristiyan iken Müslümanlığa geçen Ermeni polis memuru Vahe Essayan’ı…
Suikast silahı her ikisinde de tabancaydı; Ogün üç kurşun sıktı, Arşavir altı kurşun…
Ve her ikisi de cinayetten sonra ara sokaklara koşarak kaçtılar…
Kısa sürede teşhis edildiler; biri hemen yakalandı, diğeri Ermenistan’a kaçtı…
MODA AKSESUVAR
Terörist Arşavir Şıracıyan, cinayetlerini sürdürmeye devam etti:
Yüzünü tüm detaylarıyla öğrenmek için geceleri yatmadan önce fotoğrafına uzun uzun baktığı Sadrazam Said Halim Paşa’yı 5 Aralık 1921’de Roma’da vurdu…
Ogün Samast da gazeteden kestiği fotoğrafta Hrank Dink’in yüzünü ezberlemişti…
Tıpkı Ogün Samast gibi Şıracıyan da, Roma’daki suikast için yeni kıyafet almıştı; geniş kenarlı, siyah renkli şapkası ve o dönemde özellikle öğrenciler arasında moda olan siyah renkli boyun bağıyla birlikte…
Ve tarih 17 Nisan 1922, Berlin. Terörist Arşavir Şıracıyan katliam yaptı.
Terörist arkadaşlarıyla birlikte günlerdir peşinde oldukları, Teşkilatı Mahsusa’nın iki kurucusu Dr. Bahaeddin Şakir ve Emniyet Müdürü Cemal Azmi’nin izini buldular.
KURŞUN YAĞMURU
Gece misafirliğinden dönen İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden Resuhi Bey, Cemal Azmi, karısı, annesi, kızı, büyük oğlunun nişanlısı, Dr. Bahaeddin Şakir, eşi ve 13 ay önce eşi Sadrazam Talat Paşa’yı yine Berlin’de Ermeni terörüne kurban veren Hayriye Hanım olmak üzere dokuz kişi kurşun yağmuruna tutuldu.
Hayriye Hanım, katil Şıracıyan’ın üzerine atılıp yüzünü tırmaladı ama yine de Dr. Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi’nin şehit olmasını engelleyemedi…
Arşavir Şıracıyan yine yakalanmadı; dört ay sonra Viyana ve Sofya üzerinden İstanbul’a geldi. Ancak fazla kalamadı; Mustafa Kemal ve askerlerinin İstanbul’a gelmesinin ardından terörist arkadaşlarıyla birlikte Fransa’ya kaçtı.
Ve bir daha Türkiye’ye dönemedi…
KİTAP YAZDI
Arşavir Şıracıyan yıllar sonra anılarını-cinayetlerini “The Legacy” adıyla kaleme aldı. Kitabı Boston’daki Ermeni Hairenik Cemiyeti yayımladı.
1982’de Paris’te “La dette de SANG” adıyla Fransızca’sı çıkartıldı.
Dr. Kadri Mustafa Orağlı, “Bir Ermeni Teröristin İtirafları” adıyla, orijinalliğini koruyarak tercüme etti. (Kastaş Yayınları-Mayıs 1997)
Ogün Samast cezaevinden çıktıktan sonra ne yapar; cinayetini kaleme alır mı gibi soruların yanıtını zamanla göreceğiz…
Sonuç:
Adı Arşavir Şıracıyan ya da Ogün Samast olsun; terörün dini, milliyeti ve bir “kutsal amacı” yoktur…
Bizim güzel Ermenilerimiz

HRANT Dink’in cenazesindeki “Hepimiz Ermeni’yiz” pankartı ve sloganı bazı çevreler tarafından “hıyanet” olarak görüldü.
Açılan bir pankartla, atılan bir sloganla “Türklüğümüzü kaybediyoruz” vehmine kapılıverdik!..
Bizim Türklüğümüz ne zamandan beri “pamuk ipliğine” bağlı algılanır oldu.
Ve, biz ne zamandan beri “kendimize benzemeyene”, “bizden olmayana” karşı hoşgörümüzü kaybettik?
Ne oldu bize?
“Hıyanet” gibi ağır bir sözcüğü kullananların, Türk tiyatrosu deyince gururla adını andığımız Naşid Özcan’a ve çocukları Adile Naşit-Selim Naşit’e bir özür borcu yok mu?
Peki ya “diğerlerine”?
Siyah-beyaz filmlerin “Horoz Nuri’si” Vahi Öz’ü; Türk sinemasının sevimli, iyiliksever tonton amcası Nubar Terziyan’ı; Yeşilçam’ın en sıcak bakan garsonu/hizmetçisi Sami Hazinses’i; bir dönemin jönü Turgut Özatay’ı; güldüren, kantolarıyla herkesi eğlendiren Toto Karaca’yı; bizim hayatımızdan kim çıkarabilir?
Kırkor Cezveciyan yani Kenan Pars’sız Türk sineması düşünülebilir mi?
MÜZİK KARDEŞLİĞİ
Bu topraklarda kardeşlik lafta değildir; kardeşlik notalara dizilmiştir.
“Sen Ağlama”, “Haydi Gel Benimle Ol”, “Kavaklar” gibi onlarca şarkımızın bestecisi Onno Tunç bizden değil midir şimdi?
Sezen Aksu bizden, Onno Tunç “onlardan” öyle mi?
Şebnem Ferah bizden, Karin Karakaşlı “onlardan”?
Peki Garo Mafyan? O da mı “onlardan”?
Bu topraklara bunu yapmayın lütfen.
Sünnetli Rober Hatemo, neşeli Hayko ve sivri dilli Arto bizim evladımız değil mi?
Silviya N. Bursalıoğlu (Asu Maralman), Mine Koşan bizim bacımız değil mi?
Kıpırdamadan saatlerce duran manken-şair Vahe Kılıçarslan popüler kültürel hayatımızın rengi değil mi?
“Onlarsız” öksüz kalmaz mıyız?..
MHP VE TKP’Lİ ERMENİLER
Geçmişte çok hata yapmadık mı; hani Názım Hikmet vatan hainiydi.
Rahmetli Alparslan Türkeş, MHP kongresinde Názım Hikmet’in şiirini okuyarak büyük ozana hakkını teslim etmedi mi? Kim bugün Alparslan Türkeş’i “hıyanetle” suçlayabilir?
Levon Panos Dabağyan adını duydunuz mu?
İstanbulludur, yazardır. CKMP ve MHP’lidir; 1969 senato seçimlerinde aday olmuştur. Türkeş’in isteğiyle yıllarca Ortadoğu Gazetesi’nde makale yazmıştır.
“Hıyanet” sözcüğünü kullananlar; yıllarca Ermeni diasporasının tepkisini alan, “AB, Türk düşmanı Ermeni yetiştiriyor” diyen Dabağyan’a ayıp etmiyor mu?
Sadece MHP’lisi değil, TKP’li Vartan-Jak İhmalyan kardeşler de bizimdir.
İyisiyle kötüsüyle “onlar” bizimdir; ilk hayali ihracatçımız eski DP Milletvekili Mıgırdiç Şellefyan bile bizimdir!
Bu ağır sözü kullananlar, ASALA terörünü kınamak için 1982’de Taksim’de kendini yakan Ermeni Artin Penik’e özür borçludur…
“Hıyanet” öyle mi?
Tarihimiz, dilimiz yok olmasın diye yıllarca didinen Prof. Pars Tuğlacı’nın yüzüne nasıl bakacağız şimdi?
Yarım asırdır “Kulis” adlı tiyatro dergisini çıkaran 97 yaşındaki tiyatrocu Agop Ayvaz’a bu ağır mı ağır lafı nasıl açıklayacağız?..
Faili meçhul cinayete kurban giden Kirikor Zohrap’tan Mıgırdiç Magrasyon’a uzanan edebiyatçılar Anadolu’yu, bizim hikáyemizi anlatmadılar mı, yazmadılar mı?
Yapmayın, “onlar” biziz; biz ise onlar…
DEMİR YUMRUK
Sevgili çocuklar, arkadaşlar, maçlarda “Ermeni değiliz” diye pankart açıyorsunuz!
Peki, kendi paralarıyla 1912 Stockholm Olimpiyatlarına giden ve ay yıldızlı bayrağımızı uluslararası turnuvada ilk dalgalandıran Vahram Papazyan ve Mıgırdiç Mıgıryan adını hiç duydunuz mu?
Ya milli olan diğer “bizim” sporcularımız; Harutyan Artan, Zareh Kalpakcıyan, Hagop Yavruyan, Varujan Köseoğlu, Vahriç Melkonyan, Sarkis Güllap’ı kim unutabilir?
“Onlarsız” Türk spor tarihi yazılabilir mi?
“Demir yumruk” Garbis Zakaryan boksta ilk İstiklal Marşı’mızı çaldıran, bayrağımızı göndere çektiren sporcumuzdu.
Zakaryan, aynı zamanda Cemal Kamacı gibi ilk Balkan Şampiyonumuzu yetiştirdi. Garbis Zakaryan ile Cemal Kamacı, birbirlerini “öteki” olarak mı gördü?
MİMARİ GURURUMUZ
Osmanlı mimarlığından -yedi kuşak hizmet vermiş- Balyan Ailesi’ni çıkarabilir miyiz? Bırakalım Balyanlar’ın yaptığı Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı gibi onlarca (Kuleli Askeri Mektebi, Selimiye Kışlası, Gümüşsuyu Askeri Hastanesi, Malta Köşkü vb.) övünç duyduğumuz tarihi yapıtı; Bezmiálem Valide Sultan Camii, Ortaköy Camii, Hamidiye Camii, Pertevniyal Valide Sultan Camii gibi İstanbul’un en güzel camilerini yapan Balyan Ailesi değil midir?
Camiler bizim ise her tuğlasında, kirecinde, çimentosunda emeği olan Balyanlar da bizimdir. Aksi düşünülebilir mi?
En güzel cami fotoğraflarını Ara Güler çekmedi mi?
Fotoğraflarını çektiği Picasso’ya, Salvador Dali’ye sorsaydınız keşke; Ara Güler’i kim olarak biliyorlardı?
Ben söyleyeyim, “bizden” biri!..
Peki, Osmanlı’dan Türkiye’ye uzanan fotoğrafçılığımızın kurucuları Kevork ve Viçen “Abdullah Biraderler”i kim bizden saymaz?..
Sadece fotoğraf mı? Resim tarihimizden Manas Ailesi’ni çıkarabilir miyiz?
Batı tarzında ilk Osmanlı tiyatrosunun kurucusu Agop Vartovyan’ı (Güllü Agop); ilk opera topluluğunu kuran, ilk Türk opereti “Arif’in Hilesi”ni besteleyen -Doğu’nun Verdi’si denen- Dikran Çuhacıyan’ı minnetle/övgüyle anmıyor muyuz?
Bugün Devlet Opera Balesi’nin sahnelediği Carmen’in başrol oyuncusu Aylin Ateş’le gurur duymuyor muyuz? Çuhacıyan’dan Aylin Ateş’e uzanan bu tarihsel miras bizim değil midir?
Atatürk’ün dans öğretmeni de Ermeni’ydi
Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal, dans öğretmeni Prof. Ardeş Panosyan’ı; diş doktoru Sürenyan’ı “onlardan” mı saydı sanıyorsunuz? Çok yanılırsınız…
Sultan Abdulaziz’in davetlisi olarak İstanbul’a gelen ressam Rus Ermenisi İvan Konstantinoviç Ayvazovski’yi bizden biri olarak bağrımıza basmadık mı?
Misafir Ayvazovski’yi bile bağrına basan Anadolu, kendi evlatlarını “onlar” diye nasıl görür?
Yıldız Porselen Fabrikası’nın ilk baş desinatörü Garabed (Şarll) Atamyan’ın “Bende-i Atam” imzalı porselenler, en değerli hazinelerimiz arasında değil midir?
Ne zaman “onlar” oldu bizim sevdiklerimiz?..
Hz. Muhammed’den, Fatih Sultan Mehmed’den öğrendiğimiz hoşgörüyü ne zaman kaybettik biz?..
Ve biz “hıyanet” gibi ağır sözleri ne kadar kolay telaffuz etmeye başladık…
Evdeyim, ve Sanırım Sıçtım
Ocak 30, 2007
Pazar akşamı eve arz-ı endam eyledim. Yunan Edebiyatı Tarihinden kalmamla birlikte -ki bu FF ile kalmak olayıdır- diğer derslerin sonuçlarını büyük bir heyecanla beklemeye başladım. Sallantıda olan Fransızca, İngilizce Anahatlar, İngilizce-I ve Çeviri-I derslerinden Fransızca ve İngilizce Anahatlar’ın sonuçları açıklandı. Üç sayfa yazı yazdığım Anahatlardan hanımefendiler 60 vermişler ki ilk sınavım da 60 idi. (Sıçışfekşın van) Açıklanan derslerden bir diğeri de Fransızca ki onun da ilk sınavı 62 idi ve finalden de 62 aldım. (sıçışfasyon tu) ( Hem de o kadar ödev verdim) (Bak bak hepsine birer mazeret buluyor. Halet-i ruhiye tahlili) Şimdi İngilizce-I ve Çeviri-I finallerinin sonuçlarını bekliyorum. Akıbetimiz pek iyi değil anlayacağınız. Tatil de zehir oldu yau…

